Telefonu elinize alıyorsunuz ve en çok korktuğunuz şey haberin kendisi değil: ne yazacağınızı bilememek. Çoğu kişi bu yüzden aklına ilk gelen kalıbı yazıyor ve o kalıpların bir kısmı kimse istemeden incitiyor.
İyi haber şu: çıta sandığınızdan çok daha alçakta. Kimse doğru sözü beklemiyor. Yazmanızı bekliyor.
İşe yarayanlar
"Başınız sağ olsun." Üç kelime. Düzeltilmesi gerekmiyor.
"Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun." Yerinde ve beklenen bir sözdür. Tek başına bırakmayın: ardına bir cümle ekleyin, kalıp olmaktan çıksın.
Somut bir anı. "Babanız bir pazar günü arabamı tamir etti, para almadı." Aileler aylar sonra bunu hatırlıyor. Büyük bir hatıra olması gerekmez; gerçek olması ve onlara ait olması yeter.
"Ne diyeceğimi bilemiyorum." Teslim olmak gibi görünür, oysa söylenebilecek en dürüst cümlelerden biridir. Okuyan kişi, bununla bir kalıp arasındaki farkı hisseder.
Konuşmadan yanında olmak. Taziyeye gitmek, oturmak, çay içmek, on dakika susmak. Uzun bir taziye gününde bu, her cümleden ağır basar.
İstemeden incitenler
"Nasıl hissettiğini biliyorum." Neredeyse hiç doğru değildir ve karşı tarafı, kendi yasının ortasında sizinkiyle ilgilenmek zorunda bırakır.
"Güçlü olman lazım." Bu bir teselli değil, bir talimattır. Üstelik genellikle, güçlü olmamaya en az imkânı olan kişiye söylenir.
"Kurtuldu, çok çekiyordu." Uzun bir hastalıktan sonra doğru olabilir, yine de bir rahatlama gibi duyulur. Bunu ailenin kendisi söylesin.
"Bir şeye ihtiyacın olursa ara." İyi niyetlidir ama işi karşı tarafa yükler: kimse aramaz. Somut bir teklif daha iyidir — "Perşembe yemekle uğrarım" — ve sonra gerçekten uğramak.
Ne zaman yazmalı
Hemen yazın. Geciktikçe yazmak zorlaşır ve "artık çok geç" diye düşünüp hiç yazmayanların sayısı sandığınızdan fazladır.
Geç kaldıysanız da yazın. "Geç kaldım, kusura bakmayın" diye başlayan bir mesaj, hiç gelmeyen mesajdan iyidir — hem de çok.
Ve bir de kırkıncı günde yazın. Bir de yıl dönümünde. O günlerde telefon artık çalmaz ve işte tam o zaman insana birinin hatırlaması iyi gelir.
Resmî mi, samimi mi
Uzak bir iş ilişkisiyse kısa ve resmî kalın: "Acınızı paylaşıyorum, başınız sağ olsun." İmza, kurum adı. Fazlası zorlama durur.
Yakınsanız, kalıbı bırakın. "Dün akşam onu düşündüm" cümlesi, üç paragraflık resmî bir metinden daha çok şey söyler.
Sonrasında kalan
Taziye mesajları ilk hafta yüzlerce gelir, sonra hepsi telefonun içinde kaybolur. Aile onları bir daha bulamaz.
Yazdığınız anıyı bir yere daha bırakın: aileye iletilen bir not, anma sayfasında bir satır, bir zarfa konmuş bir kâğıt. Bir yıl sonra o birkaç cümle, o kişi hakkında yazılı kalan tek şey olabilir.


