forevr
Rehber

Sevdiğiniz birini anmak

Julien

Julien

forevr'in kurucusu

3 dakikalık okuma

Anmak, güzel cümleler bulmak değildir. Ne sakinliğin ne de mesafenin olduğu bir anda, biri hakkında doğru bir şey söylemektir. "Ne söylenir" diye arayanların çoğu aslında bir izin arar: sade konuşma izni.

Bu sayfa gerçekten işe yarayanları topluyor — anmanın alabileceği biçimler, yakınlığa göre sizden beklenenler, ve cenazeden sonra o kelimelerin başına gelenler.

Zorunlu bir biçim yok

Anma, üç dakikalık bir konuşma, yüksek sesle okunan bir mektup, yazmak yerine seçilmiş bir şiir, kırk saniyelik bir anı ya da hiçbir şey söylemeden bırakılan bir fotoğraf olabilir.

Bu biçimlerin hiçbiri diğerinden daha meşru değil. Sayılan tek ölçüt şudur: o kişiye benziyor mu? Yüksek sesle gülen bir babaya belki ağır bir metinden çok komik bir anı yakışır. Sessiz bir anneanneye belki bir sayfa yerine üç yerinde cümle.

Sizden beklenen, yerinize göre değişir

Yirmi yaşındaki bir torundan, bir kardeşten beklenen beklenmez. Baba, anne, anneanne, kardeş ya da arkadaş için söylenenler aynı beklentilere tabi değildir.

Yakındıysanız somut olan beklenir: kesin anılar, yalnızca sizin bildiğiniz ayrıntılar. Daha uzaktaysanız kısa bir samimiyet beklenir — ve bu fazlasıyla yeterlidir.

Sorulması gereken soru "böyle durumlarda ne denir?" değil, "yalnızca benim anlatabileceğim şey ne?" sorusudur.

Tıkandığınızda nasıl başlanır

Üç soru neredeyse her zaman açar:

  1. Onu düşündüğümde ilk gelen görüntü hangisi? En önemlisi değil — ilki. Genellikle doğru olan odur.
  2. Sürekli ne derdi? Bir deyiş, bir alışkanlık sözü, tekrarlanan bir öğüt. Salonu gülümsetir, ve gülümseme serbesttir.
  3. Bana ne bıraktı? Bir alışkanlık, bir zevk, bir iş yapma biçimi. Anma oradadır, sıfatlarda değil.

Cevapları geldiği gibi yazın, düzeltmeden. Bir kez yüksek sesle okuyun. Çoğu zaman metin zaten odur.

Kaçınılması gerekenler

  • Özgeçmiş okumak. Tarihler ve diplomalar kimse hakkında bir şey söylemez. Salon onları bilir ya da umursamaz.
  • Başkaları adına konuşmak. "Hepimiz düşünüyoruz ki…" yapay durur. Kendi adınıza konuşun, ulaşan budur.
  • Her şeyi söylemek istemek. Anma bir envanter değildir. Üç doğru şey, yirmi yerinde şeyden değerlidir.
  • Duygulandığınız için özür dilemek. Kimse bunu size yüklemez, tersi tuhaf olurdu.

Cenazeden sonra o kelimeler kaybolur

Kimsenin öngörmediği nokta budur. Cenaze günü on, on beş kişi konuşur ya da taziye defterine bir şeyler yazar. Birkaç hafta sonra hiçbir şey kalmaz: defter bir kutuda, okunan metinler katlanmış kâğıtlarda, telefona gelen mesajlar aylarca süren konuşmaların altında gömülü.

Aileler bunu birinci yıl dönümüne geldiklerinde fark eder — biri "iş arkadaşının söylediğini hatırlıyor musun?" diye sorduğunda.

O kelimeleri henüz varken bir yerde toplamak az şeye mal olur, çok şeyi değiştirir. Sıradan bir defter için de doğrudur; bir anma sayfası da bunu yapar — gelemeyenlerin kendi kelimelerini bırakabilmesi gibi bir üstünlükle.

Ve takvim: yedisi, kırkı, elli ikisi

Burada anmanın kendi takvimi var, ve ilk haftaları o düzenler: cenaze, sonra yedisi, kırkı, elli ikisi ve ardından her yıl bir mevlit. Cenaze gününe yetişemeyenlerin ortaya çıktığı yer çoğu zaman yedisidir — ve cenaze günü kimsenin anlatmaya aklı olmayan hikâyelerin anlatıldığı yer de orası.

Mezar başında Fatiha okumak ise açıklama gerektirmeyen tek jesttir. Mezar uzaktaysa — ve Türkiye'de aileler sık sık uzaktadır — bu, nerede olunursa olunabilecek bir şeydir: cenazeye gidemeyince ve mezar olmadığında anmak bunu açıyor.

Ayrıntılı olarak